Sosyal hayat

Selçuklularda sınıfsız bir cemiyet hayâtı vardı. Sosyal yapı, ortaçağ Avrupasından tamâmen ayrıdır. Cemiyet; Selçuklu Hânedânı ve mensupları başta olmak üzere askerî ve mülkî ricâl ile devlet teşkilâtı dışında kalan ahâliden meydana geliyorsa da, Avrupa’daki gibi sınıf, Hind’deki gibi kast sistemi mevcut değildi. Hânedân ve devlet ileri gelenlerinin büyük yetkileri olmasına rağmen, şehirde ve köyde yaşayan ahâlinin, kânun karşısında hak ve vazifeleri vardı. Şer’î hükümler karşısında herkes eşitti. Köylü hür olup, toprağın has ve iktâ oluşuna göre hükûmetin himâyesi altında çalışırdı. Vergisini verirdi. Mülk, topraklar, verâset yoluyla çocuklara geçerdi.

İktisâdî ve ticârî hayat

Selçukluların hâkim olduğu Horasan, İran, Irak, Anadolu ve diğer Ortadoğu ülkeleri bu devirde iktisâdî bakımdan en yüksek seviyeye çıkarak, milletler ve kıtalararası ticârette köprü vazifesi görüyordu. Selçuklu ülkesinin her türlü zirâî mahsûlün yetişmesine müsâit iklim, coğrafî ve tabiî zenginliklere sâhip olması sâyesinde bol mahsul yetişiyordu. Tahıl sıkıntısı çekilmeyip, o günkü şartlarda fiyatı da ucuzdu. Ülke içinde ve dışında, kıtalar ve milletlerarası ticâreti emniyetle sağlayan yol ve kervansaraylar yapılmıştı.

Yabancı ülkelerle ticârî anlaşmalar yapılıp, çok düşük gümrük târifesiyle ihrâcât ve ithâlât teşvik edildi. Karada eşkiyânın ve açık denizlerde korsanların tecâvüzlerine uğrayan tüccârın zararının, hazîneden tazmin edilerek garanti altına alınması ticâretin gelişmesinde çok tesirli oldu. Devletin tüccâra garantisi, her türlü emniyet, huzur ve imkânının yanında ayrı bir teşvikti.

Ticâretin gelişmesi, gümrüklerin azlığı, istihsâlin bolluğu, otlak ve hayvanların çokluğu sebebiyle, Selçuklu ülkesinde zenginlik ve refâh vardı. Bol buğday, pirinç ve pamuk zirâati yapılıyordu. Hayvan çok yetiştirilip, diğer ülkelere satılıyordu. Bakır, demir, gümüş ve dokuma sanâyii için şap mâdeni çıkarılıyordu. Halı, pamuk ve yünlü dokuma denizci örtüleri, ipek kumaşlar, ipek tül ve mendil dokunup ihrâç ediliyordu. Kâşihânelerde zarîf çiniler îmâl edilip, Selçuklu eserlerini süslüyordu. Yapılan ve satılan mallar sıkı kontrolden geçerdi. Her zanâat kolu bir lonca teşkilâtına bağlıydı. Loncalar, meslek ve erbâbını kontrol altında tutardı. Lonca reîsine Ahi, ahilerin reîsine de Ahi Baba denirdi (Bkz. Ahîlik). Bu teşkilat daha sonra Osmanlılara geçti. Esnaf ve tüccâr mallarının alınıp satıldığı, tanıtıldığı, mahallî, millî ve milletlerarası pazarlar kurulurdu. Selçuklular, şeker ve nâdide eşyâ alıp, at, halı, ipek ve mâden satarlardı. Devletin gelir kaynakları, arâzi vergisi olan harac, zirâat vergisi olan öşür, iltizâm, ganîmet, bağlı ve komşu devletlerin hediye ve yıllıkları idi. Hayat pahalılığı yok denecek kadar az olup, 1056 ile 1131 seneleri arasındaki yetmiş beş senelik fiyat yükselmesinin oranının toplamı yüzde onu geçmemiştir.

Kaynak: Yeni Rehber Ansiklopedisi Cilt 17

Makaleyi paylaş

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn