TARİH ve MEDENİYETİMİZDEN KESİTLER

İslam ve Türk Tarihinden derlenen bilgiler ile karşınızdayız

Devamını Oku

Allahü teâlâ, insanların dünyâda ve âhıretde mes’ûd olmaları, râhat ve huzûr içinde bulunmaları ve gönüllerini birleşdirip, kardeşçe yaşamaları ve kendine kulluk vazîfelerini nasıl yapacaklarını bildirmek için, onlara Peygamberler gönderdi “aleyhimüsselâm”. İnsanların, her bakımdan en üstünleri olan bu seçilmiş zâtlar vâsıtası ile kullarına en iyi yaşama yollarını bildirdi. Peygamberlerinin “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” en üstünü ve sonuncusu olan Muhammed aleyhisselâmın, dünyânın her yerinde, kıyâmete kadar gelecek olan bütün insanların Peygamberi olduğunu bildirdi. Allahü teâlâ, çok sevdiği bu Peygamberine melek ile, yirmiüç senede gönderdiği (Kur’ân-ı kerîm) adındaki büyük kitâbında, emrlerini ve yasaklarını bildirdi. Kur’ân-ı kerîm, arabca olduğu için ve çok ince bilgileri ve aklın eremiyeceği şeyleri anlatdığı için, Muhammed aleyhisselâm, bu kitâbın hepsini, başından sonuna kadar, Eshâbına “aleyhimürrıdvân” açıkladı. (Kur’ân-ı kerîmi benim anlatdığımdan başka dürlü açıklayan kâfir olur) dedi. İslâm âlimleri “rahime-hümullahü teâlâ” , Peygamberimizin “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” yapdığı açıklamaları, Eshâb-ı kirâmdan işitip, herkesin anlıyabileceği gibi genişletdiler ve Tefsîr kitâblarına yazdılar. Bu âlimlere, Ehl-i sünnet âlimleri denir. Ehl-i sünnet âlimlerinin “rahime-hümullahü teâlâ”, Kur’ân-ı kerîmin açıklamalarından ve ayrıca Peygamberimizin “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” (Hadîs-i şerîf) denilen sözlerinden derliyerek yazdıkları din kitâblarına (ilm-i hâl) kitâbları denir. Allahü teâlânın, Kur’ân-ı kerîmde bildirdiği (İslâm dîni)ni doğru, sağlam öğrenmek istiyenlerin, bu ilmihâl kitâblarını okumaları lâzımdır.

Şimdi sunduğumuz (Cennet Yolu) ilmihâlinin asl ismi (Miftâhul Cennet), ya’nî, Cennet kapısının anahtarıdır. Hicrî kamerî 885 [m. 1480] senesinde Edirnede vefât etmiş olan Muhammed bin Kutbüddîn-i İznikî “rahime-hullahü teâlâ” yazmışdır.

Derin İslâm âlimi, seyyid Abdülhakîm Efendi “rahime-hullahü teâlâ”, ((Miftâh-ul Cennet) ilm-i hâlinin yazarı sâlih bir zât imiş. Okuyanlara fâideli olur) buyurmuşdur. Bunun için, bu kitâbı neşr ediyoruz.

Birkaç yerine yapılan açıklamalar bir köşeli parantez [ ] içine konuldu. Bu açıklamalar, başka kitâblardan seçerek eklenmişdir. Bunların hiçbiri şahsî düşünceler değildir. Allahü teâlâ, hepimizi, pusuda bekliyen islâm düşmanlarının ve müslimân ismini taşıyan, hattâ din adamı geçinen sapıkların, mezhebsizlerin, dinde reformcuların tuzaklarına düşerek, bölünmekden, parçalanmakdan korusun! Hepimizi, sevgili Peygamberinin “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” yolunda, izinde bulunan (Ehl-i sünnet) mezhebinde birleşdirsin! Birbirlerimiz ile sevişmemizi, yardımlaşmamızı nasîb eylesin! Âmîn.

[İnsan, bir iş yapacağı zemân, evvelâ kalbine bir hatara [fikr, düşünce] gelir. Bunu yapmak ister. Bu isteğine (Niyyet) denir. Bu işi yapmaları için uzvlarına [organlarına] emr eder. Emr vermesine (Kasd, teşebbüs) denir. Uzvların iş yapmalarına (Kesb) denir. Kalbin yapdığı işlere (ahlâk) [huy] denir. Kalbe hatara altı yerden gelir: Allahü teâlâdan gelen hataralara (Vahy) denir. Vahy, yalnız Peygamberlerin kalblerine gelir. Meleklerin getirdikleri hataralara (İlhâm) denir. İlhâm Peygamberlerin “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” ve sâlih müslimânların kalblerine gelir. Sâlih müslimânların verdikleri hataralara (Nasîhat) denir. Vahy, ilhâm ve nasîhat, dâimâ iyi ve fâidelidir. Şeytândan gelen hataralara (Vesvese), insanın kendi nefsinden gelen hataralara (Hevâ), kötü arkadaşın telkîn etdiği [aşıladığı] hataralara (İgfâl) denir. Nasîhat her insana verilir. Vesvese ve hevâ, kâfirlerin ve fâsık müslimânların kalblerine gelir. İkisi de, fenâ [kötü] ve zararlıdır. Allahü teâlânın râzı olduğu, beğendiği şeylere (İyi) denir. Beğenmediklerine (Fenâ) denir. Allahü teâlâ, çok merhametli olduğu için, iyi ve fenâ şeyleri (Kur’ân-ı kerîm)de bildirmişdir. İyileri yapmağı emr etmiş, fenâları yasaklamışdır. Bu emr ve yasaklara (Ahkâm-ı islâmiyye) denir. Bir kalb, iyi arkadaşların nasîhatlarına ve akla tâbi’ olup, ahkâm-ı islâmiyyeye uyarsa, nûrlanır, temiz olur. Dünyâda ve âhıretde se’âdete, huzûra kavuşur. Fenâ kimselerin, zındıkların igfâl edici, aldatıcı sözlerine, yazılarına ve nefse, şeytâna uyup, ahkâm-ı islâmiyyeye uymayan kalb, kararır, bozulur. Nûrlu, temiz kalb, ahkâm-ı islâmiyyeye uymağı sever. Kararmış kalb, kötü arkadaşa, nefse, şeytâna uymağı sever. Allahü teâlâ, çok merhametli olduğu için, dünyânın her yerinde yeni doğan çocukların kalblerini temiz olarak yaratmakdadır. Bunları, sonra anaları, babaları ve fenâ arkadaşları karartmakda, kendileri gibi yapmakdadır.]

Makaleyi paylaş

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn
Joomla templates by a4joomla