TARİH ve MEDENİYETİMİZDEN KESİTLER

İslam ve Türk Tarihinden derlenen bilgiler ile karşınızdayız

Devamını Oku

Allahü teâlâya hamd olsun! Onun çok sevdiği Peygamberi Muhammed aleyhisselâma salât ve selâm olsun! O yüce Peygamberin “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” temiz Ehl-i beytine ve âdil, sâdık Eshâbının herbirine “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” hayrlı düâlar olsun!

Allahü teâlâ Rabbül’âlemîndir. Her cânlıyı, hattâ cânlı cânsız her varlığı, hesâblı, düzenli ve fâideli olarak yaratmışdır. Hâlık, Bârî, Musavvir, Bedî’ ve Hakîm sıfatları ile, varlıkların hepsini, çok düzenli, çok güzel yaratmışdır. Her varlığın düzenli ve güzel olmaları için, birbirleri aralarında bağlantılar kurmuş, var olmaları için, düzende kalabilmeleri için, birbirlerine sebeb, vâsıta, vesîle etmişdir. Varlıkların aralarındaki bu bağlantılara, birbirlerinin düzenine sebeb olmalarına tabî’at olayları, fizik, kimyâ kanûnları, astronomi formülleri, fizyolojik fe’âliyyetler gibi ismler veriyoruz. Fen bilgisi demek, Allahü teâlânın yaratmış olduğu varlıkların düzenlerini, birbirlerine etkilerini, aralarındaki bağlılıkları, hesâbları araşdırmak, incelemek, böylece bunlardan fâidelenmek demekdir.

Allahü teâlâ, cânlı cânsız bütün varlıkların düzenli, hesâblı olmalarını dilemiş ve dilediği gibi yaratmışdır. Böyle yaratmasına, maddeleri, kuvvetleri, enerjileri vesîle ve sebeb kılmışdır. Allahü teâlâ, insanların yaşamalarının da, düzenli ve fâideli olmasını dilemekdedir. Bunun için de, insanların irâdelerini vesîle ve sebeb kılmışdır. İnsan, birşey yapmak irâde eder, ister. Allahü teâlâ da isterse, o şeyi yaratır. İnsanların şahsî yaşamalarının ve âile yuvası kurmalarının ve sosyal hayâtlarının düzenli olması için, insanların iyi ve doğru ve fâideli şeyleri irâde etmeleri lâzımdır. İrâdenin, dileğin iyi olması için, Allahü teâlâ, onlara (Akl) vermişdir. Akl, iyiyi kötüden ayıran bir kuvvetdir. İnsanlar çok şeye muhtâç oldukları için ve lâzım olan şeyleri elde etmek zorunda oldukları için, bunları elde etmek isteyen (Nefs) denilen kuvvet, aklı şaşırtıyor. Lâzım olan şey, zararlı olsa da, nefs bunu akla güzel gösteriyor.

Allahü teâlâ, kullarına acıyarak, (Peygamber) denilen seçdiği insanlara, melek ile (Din) denilen bilgiler gönderdi. Peygamberler “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” bu bilgileri insanlara öğretdi. Muhammed aleyhisselâmın bildirdiği (İslâm) dîni, her yerdeki her insanın karşılaşabileceği, her şeyin iyi veyâ kötü, fâideli veyâ zararlı olduğunu ayırmakda, fâideli şeyleri yapmamızı emr etmekdedir.

Nefs, insanları yine aldatıyor. Din bilgilerine uymak istemiyor.

Hattâ bunları ve îmân edilmesi, inanılması lâzım olan şeyleri değişdirmeğe, bozmağa kalkışıyor. Allahü teâlânın Peygamberi Muhammed aleyhisselâm, insanların nefslerine uyarak, islâmiyyeti değişdirmeğe kalkışacaklarını haber verdi. (Ümmetim yetmişüçe ayrılacak, yalnız biri Cennete gidecek) buyurdu. Bozuk inançlarından dolayı Cehenneme gidecekleri bildirilen yetmişiki fırka, meydâna çıkdı. Bu yetmişiki fırka, Kur’ân-ı kerîmin ve hadîs-i şerîflerin, açık olmıyan, şübheli olan ma’nâlarını yanlış anladıkları için, kâfir olmıyorlar. Fekat, islâmiyyeti değişdirdikleri için, Cehenneme gireceklerdir. Bunlara (Bid’at) veyâ (Dalâlet) ehli, ya’nî mezhebsiz ve sapık denir. Bunlar, müslimân oldukları için, Cehennemden çıkacak, yine Cennete gireceklerdir. Bunlardan başka, (Müslimân) ismini taşıyan, fekat islâmiyyeti, bozuk bilgilerine ve kısa görüşlerine göre değişdiren, bunun için, müslimânlıkdan çıkanlar vardır. Bunlar, Cehennemde sonsuz kalacaklardır. Bunlar zındıklar ve reformculardır.

Şimdi mezhebsizler milyonlarca altın saçarak, kendi inançlarını, her memlekete yaymağa çalışıyor. Din câhillerinden çoğunun, bol paraya kavuşmak için, çoğunun da aldatılarak, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirmiş oldukları doğru yoldan ayrıldıkları, acı acı görülmekdedir. Hattâ, Ehl-i sünnet kitâblarını lekelemeğe kalkışıyorlar. Bunun için, mezhebsizlerin bir kısmı olan vehhâbîlerin, Ehl-i sünnete uymıyan inanışlarını vesîkaları ile ayrıca bir kitâb hâlinde bildirmek ve bu kimselerin müslimânlara yapdıkları zararları sağlam kaynaklardan alarak yazmak zarûret hâlini aldı. Böylece müslimânların sahte, yalan sözlere ve yazılara aldanmakdan korunmaları lâzım oldu.

Abdülvehhâb oğlu Muhammed isminde bir kimse, (Kitâb-üt-tevhîd) adında küçük bir kitâb yazdı. Torunu Süleymân bin Abdüllah, bunu şerh etmeğe başladı ise de, binikiyüzotuzüç 1233 [m. 1817] senesi sonunda, İbrâhîm Pâşa Der’iyyeye girip, cezâlarını verdiği zemân, öldü. İkinci torunu Abdürrahmân bin Hasen,[1] şerh edip, (Feth-ul-mecîd) adını verdi. Sonra bu şerhini kısaltıp (Kurre-ül-uyûn) adında ikinci bir kitâb hâzırladı. Şerhin Mısrda 1377 [m. 1957] de, Muhammed Hamîd isminde bir vehhâbî tarafından yapılan yedinci baskısına ilâveler de yapıldı. Kâfirler için gelmiş olan âyet-i kerîmeleri ve birçok hadîs-i şerîf yazarak, müslimânların gözlerini boyamakdadır. Bunlara yanlış, bozuk ma’nâlar uydurarak (Ehl-i sünnet) olan doğru müslimânlara saldırmakda, bu temiz müslimânlara kâfir demekdedir. Kitâbının birkaç yerinde, şî’îlere mel’ûn müşrikler diyerek ateş püskürmekdedir. Bu şerhin çok yerlerini ibni Teymiyyeden[2] ve onun talebesi ibni Kayyım-ı Cevziyyeden[3] ve torunu Ahmed bin Abdülhalîmden almış, birine allâme, ikincisine şeyh-ül-islâm ve Ebül-Abbâs adını takmışdır. İbni Teymiyyeye de “radıyallahü anh” demekdedir.

İşbu, (Müslimâna Nasîhat) kitâbını hâzırlamakda iken, elimize türkçe yazılmış küçük bir vehhâbî kitâbı geçdi.

(Cevâb-ı Nu’mân) adındaki bu kitâb, 1385 [m. 1965] senesinde ikinci def’a olarak Şâmda basılmış. Türk hâcılarını aldatarak, (Ehl-i sünnet) yolundan ayırmak için, parasız dağıtılıyor. Allahü teâlânın lütfü ve ihsânı ile, bunun da bozuk, uydurma yazılarına, sağlam, vesîkalı cevâblar yazmak nasîb oldu.

[1] Abdürrahmân 1258 [m. 1842] de öldü.

[2] Ahmed ibni Teymiyye 728 [m. 1328] de Şâmda öldü.

[3] Muhammed ibni Kayyım-ı Cevziyye 751 [m. 1350] de vefât etdi.

İşbu (Müslimâna Nasîhat) kitâbımız iki kısm olarak hâzırlandı. Birinci kısmda, (Feth-ul-mecîd) kitâbından ve sonra (Cevâb-ı Nu’mân) kitâbından yazılar alınıp, bunlara islâm âlimlerinin “rahime-hümullahü teâlâ” kitâblarından cevâblar verildi. Böylece, otuzbeş madde hâsıl oldu.

Kitâbın ikinci kısmında, vehhâbîlerin nasıl meydâna çıkdıkları, nasıl yayıldıkları ve mal, mevki’ ele geçirmek için, vehhâbîler arasına karışan câhil, vahşî kimselerin, müslimânların cânlarına, mallarına kıydıkları, islâm memleketlerine barbarca saldırdıkları, Osmânlı devleti tarafından nasıl cezâlandırıldıkları ve birinci cihân harbinden sonra, ingilizlerin bol para ve silâh yardımı ile, tekrâr nasıl devlet kurdukları yazılıdır.

Allahü teâlâ müslimânları mezhebsizlik felâketine düşmekden korusun! Bu yollara kaymış olan zevallıları da, bu felâketden kurtarsın! Âmîn.

Cihanda iki dürlüdür, mürâî,

Ki aldatır bunlar, fakîri, bâyi.

Birisi, yürür eski kisvetle,

Ki, zâhid sanılsın bu sûretle.

Saf kimseleri bunlar, yimek ister,

Kendilerine derviş denmek ister.

Giyerler, yamalı, eski câme,

Dilerler böyle görünmek avâme.

Haftalar geçer taramaz sakalın,

Ki, desinler, unutmuş kendi hâlin.

İkincisi ise, ehl-i riyânın,

İşit imdi alâmetlerin ânın.

Gider ardınca dâim nîk-i nâmın,

Diler makbûlü ola hassu âmmın.

Güzel kumaşları dikdirir ince,

Giyinir hergün moda âdetince.

Nasîhat verir, kitâb yazar durmaz.

Âlim geçinir, nemâz bile kılmaz.

Sakın bunlar ile hem sohbet olma,

Dînini, dünyânı elden kapdırma.

Cihânda âdeti terk eylemeli,

Hakka hâlis ibâdet eylemeli.

Makaleyi paylaş

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn
Joomla templates by a4joomla