Osmanlı Devleti’nin yedinci şeyhülislâmı.

Doğum yeri ve târihi bilinmemektedir.

908 (m. 1503) senesinde, Şubat ayında vefat etti.

901 (m. 1495)’de eyhülislâmlığa tayin edildi.

Yedi sene kadar bu vazîfede kaldı.

 

İsmi Hamîdüddîn bin Efdalüddîn el-Hüseynî’dir. Efdalzâde Hamid Efendi adiyle meşhûrdur.  Eyyûb Sultan mezarlığına defnedildi.

Önce babası Efdalüddîn Efendi’den, sonra zamânının âlimlerinden ilim tahsil etti. Daha sonra da Molla Yegân’ın hizmetine girdi. Molla Yegân’ın yanında tahsilini tamamladı. Bursa Kaplıca’daki Sultan Murâd Hân Medresesi müderrisi oldu. Burada talebe yetiştirirken, Fâtih Sultan Mehmed Hân zamanında vazîfesinden alındı. Hamidüddîn de İstanbul’a geldi. Fâtih Sultan Mehmed Hân birgün İstanbul’da gezerken, Efdal-zâde Hamîdüddîn’e rastladı. Fâtih’in yanında âlimler de vardı. Böyle ara sıra şehri gezmek Fâtih Sultan Mehmed Hân’ın âdeti idi. Karşılıklı selâmlaştılar. Fâtih;

“Sen Efdal-zâde değil misin? Ben seni tanıdım. Yarın dîvânda hazır ol” dedi. Ertesi gün vezîrler Fâtih’in odasına girince, Efdal-zâde Hamîdüddîn’in gelip gelmediğini sordu. Vezîrler de geldiğini söylediler. Görüşme sonunda, Bursa’daki Muradiye Medresesi’ne günlük elli akçe yevmiye ve imâretten de kâfi miktarda iaşe ile müderris tayin edildi. Fâtih Sultan Mehmed Hân’ın elini öptü ve duasını aldı. Fâtih, Efdalzâde’ye ilimle daha fazla meşgul olmasını tavsiye etti. Efdal-zâde de bundan sonra kendini tamamen ilme verdi. Hattâ çok çalışmasından dolayı sakalının döküldüğünü ve belinin büküldüğünü söylerler. Hidâye kitabını şerheden Ekmelüddîn’in şerhine hâşiye yazdı. Daha sonra Fâtih Câmii etrâfında bulunan Sahn-ı semân medreselerinden birine müderris oldu. Sahn-ı semân’da müderris iken, ailesiyle civarda bulunan bir köye taşındı. Haftada dört gün medreseye gelir, normal derslerini verirdi. Medrese ile ikâmet ettiği köyün arası uzak olmasına rağmen, derslerini hiç aksatmazdı. Fâtih Sultan Mehmed bir gazâdan dönünce, âlimler karşılamaya çıktılar. Sultan, Efdal-zâde’yi görünce:

Duydum ki sen bir köyde otururmuşsun. Tâ o köyden İstanbul’a gelip, dört dersi büyük bir titizlikle okuturmuşsun. Sen üzerine düşeni yaptın. Biz de üzerimize düşeni yaparız” dedi. Oradaki âlimlere savaş ganimetlerinden birer esir, Efdal-zâde’ye ise iki esir hediye etti. Daha sonra Efdal-zâde Hamîdüddîn, İstanbul kadılığına getirildi. Bazı kaynaklar, Efdal-zâde’nin İkinci Bâyezîd zamanında İstanbul kadısı olduğunu söylerler. Hattâ Edirne’de de kadılık yaptığı Kâsım Paşa’nın yaptırdığı câminin vakfiyesinden de anlaşılmaktadır.

Efdal-zâde, Sultan İkinci Bâyezîd zamanında, 901 (m. 1495)’de Osmanlı devletinin en yüksek ilmî makamı olan şeyhülislâmlığa tayin edildi. Yedi sene kadar bu vazîfede kaldı. Buna göre vefat târihi 903 (m. 1497) olmayıp 908 (m. 1503) senesi olmaktadır.

Dînî ilimler kadar, fennî ilimleri de çok iyi bilirdi. Hattâ, eğer çeşitli ilimlere dâir kitaplar kaybolsa bile, Efdal-zâde onların hepsini hâfızasından yazâbilir demişlerdir. Bu derece ilmi ile beraber, ahlâkı da çok güzeldi. Çok sabırlı olup, hiç kızmazdı. Bir seferinde bir kadın, bir adamdan da’vâcı oldu. Muhakeme sonunda kadın haksız çıktı. Buna tahammül edemeyen kadın, ileri geri konuştu. Efdal-zâde kadına dönüp;

“Senin bu şekilde hareket etmekten maksadın hükmü değiştirmek ise, bu imkânsız, kanunlar neyi emrediyorsa o olur. Yok eğer benî kızdırmak istiyorsan, boşuna yorulursun” diye cevap verdi.

Efdal-zâde Hamîdüddîn, pekçok hayr ve hasenat işlerdi. Edirnekapı yolu üzerinde Üçbaş Mescidi’ni, Fâtih’de Keskin Dede Zâviyesi’nin yakınındaki Keskin Dede Mescidi’ni ve Şekerciler Hânı yakınında da bir medrese yaptırdı. İstanbul vakıfları tahrir defteri kayıtlarına göre, medrese yapıldığında 200.000 akçe, çok sayıda kitap, medrese yanında; geliri 20.000 akçe olan 6 dükkân, Galata’da geliri 3440 akçe olan 3 dükkân ve dört mahzen ile bazı yerlerde odalar ve dükkânlar vakfetmişti. Bugünkü Malta’da olan Medrese yıkılmış ve yerine dükkânlar yapılmıştır.

Efdal-zâde, kıymetli kitaplar da yazmıştır. Bazıları şunlardır:

 

1- İsfehânî’nin Şerhu Tavâlî’si üzerine hâşiye,

2- Hâşiyetü alâ şerhi muhtasar lis-Seyyid Şerîf,

3- Ecvibe-i müknia alâ şârih-i Hidâye liş-Şeyh Ekmelüddîn.

 

Kaynaklar 

1) Mu’cem-ül-müellifîn; cild-4, sh. 84

2) Şakâyık-ı Nu’mâniyye tercümesi (Mecdî Efendi); sh. 191

3) Şezerât-üz-zeheb; cild-8, sh. 38

4) Fevâid-ül-behiyye; sh. 69

5) El-Kevâkib-üs-sâire; cild-1, sh. 186, 187

6) Sicilli Osmânî; cild-2, sh. 256

7) Devhât-ül-meşâyıh; sh. 14

8) Et-Tabakât-üs-Seniyye; cild-3, sh. 185, 196

9) Osmanlı Müellifleri; cild-1, sh. 222

10) Keşf-üz-zünûn; sh. 1116, 1857

 

Makaleyi paylaş

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn