Osmanlı şeyhulislamlarının onuncusudur.

Doğum târihi bilinmemektedir.

945 (m. 1538) senesinde İstanbul’da vefat etti.

940 (m. 1533) senesinde şeyhülislâmlığa tayin edildi.

Bu şerefli vazîfeyi beş yıl yürüttü.

 

İsmi, Sa’dullah bin Îsâ bin Emîrhân’dır. Sa’dî Çelebi veya Sa’dî Efendi diye meşhûr olmuştur. “Beydâvî Muhaşşîsi” diye de bilinir.  Kastamonu’nun Daday ilçesinde doğdu. Eyyûb Sultan civarında defnedildi.

Küçük yaşta babası ile birlikte İstanbul’a geldi. Babasının Murat Paşa Câmii’nde imâm olması üzerine, ilk tahsilini ondan yaptı. Zamanının âlimlerinden ilim tahsil ettikten sonra, Molla Muhammed Samsûnî’nin hizmetinde ve sohbetinde bulundu. Onun yanında ilimde olgunlaşıp yüksek derecelere ulaştıktan sonra İstanbul’da Başcı İbrâhim, Edirne’de Taşlık ve Vezîr Mahmûd Paşa medreselerinde müderris olarak vazîfe yaptı. Daha sonra Bursa Sultaniye Medresesi’ne tayin edildi. Bir müddet orada vazîfe yapıp ilim öğretmekle meşgul olduktan sonra, Sahn-ı semân medreselerinden birine terfî ettirildi. 930 (m. 1523) senesinde İstanbul kadılığına tayin edildi. Sa’dî Sa’dullah Efendi, on yıl bu vazîfeyi doğruluk ve adâlet üzere yürüttükten sonra, 940 (m. 1533) senesinde bu vazîfeden alındı ve Sahn-ı semân medreselerinden birine müderris tayin olundu. Kısa bir müddet sonra, Kânûnî Sultan Süleymân zamanında, Şeyhülislâm Kemâl Paşa-zâde’nin vefatı üzerine, 940 (m. 1533) senesinde şeyhülislâmlığa tayin edildi. Bu şerefli vazîfeyi beş yıl yürüttükten sonra vefat etti.

Sa’dullah Efendi; âlim, aklî ve naklî ilimlerde yüksek derece sâhibi, fazîletli ve güzel ahlâklı bir zât idi. Boş söz konuşmaktan kaçınırdı. Kadılığı ve şeyhülislâmlığı sırasında vermiş olduğu hükümler ve cevaplar gayet makbûl ve doğru idi. Gerek ders okutmakta, gerekse kadılıkta, akranlarından üstün idi. Ehl-i sünnet i’tikâdı üzere olup, Allahü teâlânın dînine ve Resûlullah "sallallahu aleyhi ve sellem" efendimizin sünnetine son derece bağlı idi. Bütün vakitlerini ilim ve ibâdetle geçirirdi. Vermiş olduğu cevapları, usûl ve fürû’ yönüyle iyice araştırır sonra yazardı. Hâfızası çok kuvvetli olup, birçok târihleri ve âlimlerin menkıbelerini ezberlemişti. Şairliği de olan Sa’dî Çelebi, İstanbul’un Fâtih semtinde, evinin yakınında bir Dâr-ül-kurrâ inşâ ettirmişti. Ömrünü ilim öğrenmek ve öğretmekle geçiren Sa’dî Çelebi’nin birçok mu’teber eserlere yazmış olduğu ta’lîkâtı yanında, şu kıymetli eserleri de vardır:

 

1- Fevâid-ül-behiyye: Kâdı Beydâvî hazretlerinin tefsîrine yazmış olduğu hâşiyedir.

2- Hâşiyet-ül-İnâye Şerh-il-Hidâye,

3- Fetâvâ fî Mevâzı min Füsûs-ıl-Hıkem li İbn-i Arabî

4- Fetâvâ-i Sa’diyye,

5- Hâşiyetü alel-Kâmûs (Fîrûz Âbâdî’nin eseridir).

 

Kaynaklar 

1) Şakâyık-ı Nu’mâniyye (Vefeyât kenarı); cild-1, sh. 494

2) Kâmûs-ül-al’âm; cild-4, sh. 2570

3) Kevâkib-üs-sâire; cild-2, sh. 236

4) Şezerât-üz-zeheb; cild-8, sh. 262

5) El-A’lâm; cild-3, sh. 88

6) Devhât-ül-meşâyıh; sh. 18

7) Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye; sh. 1060

8) Osmanlı Müellifleri; cild-1, sh. 323

9) Şakâyık-ı Nu’mâniyye tercümesi (Mecdî Efendi); sh. 443

10) Mu’cem-ül-müellifîn; cild-8, sh. 21

 

Makaleyi paylaş

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn