17. asrın son yirmi yılına girildiğinde Osmanlı Devleti gücünün ve kudretinin zirvesinde, dünya siyasetinde etkin bir şekilde hükmünü icra ediyordu. Dünyada yenemeyecekleri bir devlet yoktu. Bu yüzyılda İran ve Avusturya ordularına karşı serdarlar seviyesinde mücadele veriyorlardı. Bazen devlet adamları arasındaki çekişmelerden kaynaklı bozgunlar yaşansa da birlik olduklarında zafer kolayca kazanılıyordu.

Nitekim IV. Murad Han İran üzerine çıktığı iki seferinden birincisinde Revan’ı ikincisinde ise Bağdad’ı fethederken aynı Kanunî Sultan Süleyman döneminde olduğu gibi Safevî güçleri karşısına çıkmaya dahi cesaret edememişti.

Diğer taraftan yine Köprülüler Devri, iç çatışmaları bir tarafa bırakarak birliğini oluşturmuş bir Osmanlı Devleti’nin nasıl bir dünya gücü olduğunu ispatlıyordu.

On beş yılda devlete üç büyük eyalet daha kazandırıldı: Uyvar, Girit ve Kamaniçe…

Girit Savaşı yirmi yılı aşkın süredir devam ediyordu. Kandiye dünyanın en muhkem kalesi haline getirilmişti. Fazıl Ahmed Paşa iki senede kaleyi düşürdü. Bütün Hıristiyan âleminin desteklediği Venedik boyun eğdi.

Ve tarihin dönüm noktası: Viyana…

Viyana’da başarısızlık rakibin gücünden ziyade Osmanlı’nın hatasından meydana geldi. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, divan üyelerini tartışmayla ikna etme yolunu seçmişti. Oysa bu metot mutluluk getirmedi. Zira Divan’daki devlet adamları, bir kez kırılmıştı. Nitekim devlet için hayati bir zamanda kendisini yalnız bırakıverdiler. Viyana bozgunu ile gelecek darbenin bir daha asla telafi edilemeyeceğini elbette bilmiyorlardı.

Son pişmanlık fayda vermez imiş

Tasası ölünceye kadar gitmez imiş 

Hatalar hataları kovaladı...

Viyana bozgunu sonunda Osmanlı ordusu, grogi durumuna düşmüş boksör gibiydi. On üç sene sürecek kanlı bir boğuşmanın içinde kaldı. Düşmemek için çırpındı. Ancak rakipleri ona bu fırsatı vermek istemediler. Avusturya-Lehistan ittifakına Venedik ve Rusya da katıldı. Diğer Hıristiyan devletleri de desteklerini esirgemiyordu.

Artık Osmanlı Devleti için bir daha kapanmamak üzere farklı bir dönemin kapıları açılmıştı.

Bu dönem, üstünlüğün kaybedilmemesi için verilecek büyük mücadele yıllarıdır. Bunun ilk beş senesi IV. Mehmed Han zamanındadır ve bu eserin de konusudur. Sonrası ise daha üç padişah zamanında da devam edecektir.

KAYI VI: İmparatorluğun Zirvesi ve Dönüş kitabıyla Osmanlı Devleti’nin serüveni devam ediyor.

O dönemde yaşanan hadiseler günümüze daha fazla ibretlik anekdotlar sunuyor, dersler veriyor, birlik ve beraberliğin olmazsa olmazlarını gösteriyor.

Okuyucularımı KAYI VI ile baş başa bırakırken seriyi tamamlamak hususunda dualarını bekliyorum.

KAYI serisini bir marka haline getiren Timaş Yayınları yetkililerine ve Tarih Bölümü Proje Editörü Adem Koçal Bey’e teşekkürlerimi sunuyorum.

Ayrıca eseri yayına hazırlayan Zeynep Berktaş ile kütüphane çalışmaları konusunda desteklerini gördüğüm Hamza Umut Albayrak, Zuhal Turan, Bilge Türkmen, Ebubekir Al ve B. Can Fidan’a şükranlarımı sunuyorum.

Ehl-i irfan ile eylen gül ü mül sohbetini

Arif olan durup oturmaya nâdânlar ile

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil

Ekim 2014, İstanbul

Makaleyi paylaş

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn