Sultan II. Abdülhamid Han tahttan indirilmiş ve on yıldan fazla bir zamandır iktidar arzusuyla yanıp tutuşan İttihatçılar devleti ele geçirmişlerdi.

Kendilerine iktidara geldiklerinde neler yapacakları sorulduğu zaman hele bir Padişah’ı devirelim onu da geldiğimizde düşünürüz demişlerdi.

Halbuki düşünme melekelerini çoktan yitirdiklerinin ve kadim düşmanlarının fikir cenderesi altında kaldıklarının farkında değillerdi. Zira tek düşündükleri II. Abdülhamid Han düşmanlığı ve onun güya istibdadından kurtulmaktı.

Oysa, “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” vecizesi üzere teşkilatlarının kuruluşunda fikri yapısı Batı menşeli idi. Padişah hangi kararı alırsa alsın onlar için yanlıştı. Kurtuluş reçetesi ise, Batılı fikirler ile beslenip Batının idarî, siyasî ve sosyal yönlerinin aynen iktibas edilmesinde görülüyordu.

Öyle ki bu durum kendilerini Osmanlı Devleti’nin sadece idari yapısına değil zihniyetine ve mensup olduğu dine dahi düşman hale getirmişti. artık aydınları dinin de reforma muhtaç olduğunu belirterek değiştirilmesi yönünde fikirler serdetmekte idiler.

İşte bu eserde öncelikle, padişahını devirmekten başka bir düşüncesi olmayanların iktidara geldiklerinde neler yaptıklarına şahit olacaksınız! Çünkü ülkenin dokuz senelik kaderinde artık padişah sembolik olarak bulunurken bütün icraatlardan sorumlu İttihatçı bir fırka vardır.

Onların idaresinde, 150 senede bin bir emekle kazanılan ve 400-500 senedir elimizde olan toprakların inanılmaz bir gafletle elden çıkarılışlarına şahit olup kahrolacaksınız!

Belki tarihte ilk kez iktidarda bulunanların birer zavallı maşa olduğunu görüp ipi elinde tutanı arayacaksınız!

II. Abdülhamid Han’ın gidişi ile birlikte memleket artık sanki Osmanlı ülkesi değildi! Sadece adı henüz değişmemişti.

Peki İttihatçılar bağımsız mı idiler bunu da söylemek mümkün değildi. İstanbul’u neredeyse Alman Büyükelçisi Wangenheim idare ediyordu.

Cenab-ı Hak kendi ana babasına saygılı olmayanları, başka ana babaların kölesi eylediği gibi, kendi devletine ve hükümdarına bağlı olmayanları da başka devletlerin kölesi haline getiriyordu.

6 milyon kilometrekareden fazla toprak, 9 senede bir milyona nasıl düşürüldü?

Kalan bir milyon da düşman işgali altına bırakılırken, ülkeyi padişahtan kurtarıcılar, sonunda neyi kurtarmanın derdine düştüğünü görünce şaşıracaksınız!

Eserin ikinci bölümünde ise bitmiş bir ülkenin başına geçen Vahideddin Han’ın korkularını, ümitlerini, çırpınışlarını ve artık saltanata hiçbir şekilde sadık olmayan devlet adamları arasında ülkeyi selamete ulaştırmanın mücadelesini göreceksiniz.

Zira o, Mehmed Reşad Han gibi kukla vaziyette kalmak istemiyordu.

Çaresiz de olsa ümitsiz değildi. Ülkeyi kurtarabilmek için her yolu deneyecekti. Ancak öyle bir girdabın içerisinde bocalıyordu ki kurtulabilmesi kolay değildi. Zira maşaların işi çoktan bitmiş ve ipler bilfiil oyun kurucuların eline geçmişti.

Avrupa’nın ortasına kadar ilerlemiş Osmanlı Türkleri karşısında, dört asır korku ile titremiş bulunan kapitalist Batılı ülkeler ve İslam dünyasını son bir asırdır esir almaya başlamış bulunan İngiltere, Vahideddin Han’a toparlanma fırsatını tanıyacak mıydı?

Türk’ü tekrar hakim görmeleri mümkün müydü? İşte bu çok zordu!

Padişah son bir hamle ile Mustafa Kemal Paşa’yı olağanüstü yetkilerle Anadolu’ya gönderecektir.

Bu defa da İngiliz oyunu farklı şekilde tezahür edecek ve Vahideddin Han’ı ihanetle suçlatacak oluşumların temellerini atmaya ve onun şahsında yedi asırlık muazzam imparatorluğu mahkum ettirecek bir projeyi vizyona sokmayı başaracaktır.

Nitekim bugün hala Osmanlıya duyulan kin ve düşmanlığın üzerinde düşünmek gerekmektedir.

“Vahideddin Han ülkeyi kurtarabilme adına nasıl bir mücadele verdi? Hain miydi? Vatanı satmış mıydı? Neden yurt dışına çıkmak zorunda kaldı ve bu bir kaçış mıydı? İngiliz gemisiyle yolculuk yapmayı niçin seçmişti? Mustafa Kemal’le araları neden açılmıştı?” suallerinin cevabı içerisinde son büyük Türk İmparatorluğuna elveda deyişin hazin hikayesi…

“Kayı 11, Elveda” yı yayına hazırlayan ve basımını gerçekleştiren Timaş Yayınları’na ve Tarih editörü Zeynep Berktaş’a şükranlarımı sunuyorum.

Eserin hazırlanmasında büyük emekleri bulunan Hamza Umut Albayrak, Ahmet Mercan, Fehim Harmanşa ve Hakan Gürsel beylere müteşekkirim.

“Hakikattir hemân lâzım olan âlemde âdeme”

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil

Eylül 2019, İstanbul

Makaleyi paylaş

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn